Adım Selin.
28 yaşındayım.
Bir yıldır estetik doktoruyum. Bunu söylerken bile hâlâ tam alışamadım.
Tıp fakültesini bitirdim, pratisyenlik yaptım, sonra estetik tarafına geçtim.
Herkes “rahat iş” dedi.
“Para var, stres yok” dediler.
Ben de inandım biraz.
İlk zamanlar hep izledim.
Hocaları, tecrübeli doktorları.
Ellerine bakıyordum daha çok.
Nasıl tutuyorlar, ne kadar bastırıyorlar, nerede duruyorlar.
Sonra bir gün bana da “sen yap” dediler.
Hasta genç bir kadındı.
Adı Derya’ydı.
Dudak dolgusu istiyordu.
Daha önce yaptırmış, memnun kalmış.
“Biraz daha belirgin olsun” dedi.
Ben sakin görünüyordum ama içim hiç sakin değildi.
Ellerim terliyordu.
Ama belli etmemeye çalıştım.
Zaten doktorluk biraz da bunu yapmayı öğrenmekmiş gibi.
Hocam yan odadaydı.
“Bir şey olursa çağırırsın” dedi.
Başladım.
İlk enjeksiyon normaldi.
İkincide bir an duraksadım.
“Burası doğru mu?” diye düşündüm.
Sonra düşündüğümden daha hızlı devam ettim.
O an Derya’nın yüzü değişti.
“Yanıyor,” dedi.
Normaldir diyecektim.
Ama sesi normal değildi.
Dudak rengi değişmeye başladı.
Benim kalbim de.
Hocayı çağırdım.
Odaya girdiği an anladı zaten.
Hiç bağırmadı.
Bu daha kötüydü.
Müdahale edildi.
Uzun bir gün oldu.
Derya ağladı.
Ben ağlamadım.
Ağlayamadım.
Sonra komplikasyon kelimesini duydum.
İlk kez bu kadar yakından.
Derya’nın dudağında iz kaldı.
Geçti mi?
Hayır.
Azaldı sadece. Bana dava açmadı.
Bu daha ağır geldi.
Bir gün kontrole geldiğinde bana baktı.
“Ben sana güvenmiştim,” dedi.
Savunacak bir cümle bulamadım.
Bulmak da istemedim.
O günden sonra aynaya bakışım değişti.
Estetik yapan biri olarak değil, hata yapmış biri olarak baktım kendime.
Ellerim hâlâ titriyor bazen.
Hâlâ yapıyorum bu işi.
Ama artık daha yavaşım.
Daha çok duruyorum.
Daha çok soruyorum.
Çünkü öğrendiğim bir şey var.
Bu iş sadece yüzlerle ilgili değil.
Birinin sana verdiği güvenle ilgili.
Ve bazı hataların bedeli,
parayla, özürle ya da zamanla
tam olarak ödenmiyor.Ben bunu erken öğrendim.
Keşke öğrenmeseydim.

