“Abim Gittikten Sonra”
Benim adım Burak.
Şu an 24 yaşındayım. Abim 2020’de şehit oldu. O zaman 18’di, ben 20.
Şehit haberi geldiği günü uzun uzun anlatmayacağım.
Zaten o anı yaşayan herkesin hikâyesi birbirine benziyor: Kapı çalıyor, ev bir anda kalabalıklaşıyor, ama sen o kalabalığın içinde yapayalnız kalıyorsun.
Bizim evde asıl değişim cenazeden sonra başladı.
Annem sürekli ağlıyordu. Babam hiç ağlamıyordu.
Ben ise ikisinin ortasında sıkışmıştım.
Babam daha sert biri oldu. Eskiden de disiplinliydi ama o dönem her şey daha katıydı. Eve geç kalmam mesele oluyordu. Telefonumu açmadığımda bağırıyordu. “Biz zaten bir evlat kaybettik” cümlesini o kadar çok duydum ki bir süre sonra kendimi yaşayan değil, risk unsuru gibi hissetmeye başladım.
Annem ise tam tersi. Beni sürekli arıyor, nerede olduğumu soruyor, üstüme titriyordu. Bazen nefes alamıyordum. Evden kaçmak istiyordum.
Açık konuşayım: Kaçtım da.
Arkadaşlarla daha çok takıldım. Eve geç geldim. Bazen hiç konuşmadım. Babamla tartışmalarımız büyüdü. Bir gün bana “Biraz da sen adam ol” dedi. O cümle bende çok kötü patladı.
Ben adam olmaya çalışmıyordum.
Ben kardeşimi kaybetmiştim.
Ama bunu hiç söylemedim.
Evde abimin fotoğrafları vardı. Salonda, odasında, hatta telefon ekranlarında. Sanki herkes onun yasını tutuyordu ama kimse benim ne hissettiğimi sormuyordu. Herkes bana “Güçlü ol” diyordu. Ben güçlü olmak istemiyordum. Kırgındım, öfkeliydim.
Babamla aramız iyice açıldı. Aynı masada yemek yiyor ama birbirimize bakmıyorduk.
Dönüm noktası dramatik bir şey değildi. Büyük bir kavga da olmadı. Bir akşam babamın odasının kapısı açıktı. İçeriden ses gelmiyordu. Merak edip baktım. Abimin askeri beresini elinde tutmuş, sessizce ağlıyordu.
Babamı ilk kez ağlarken gördüm.
O an kafamda bir şey değişti.
O sadece sert değildi. O da dağılmıştı.
Ertesi gün mezarlığa birlikte gittik. Yol boyunca konuşmadık. Mezarlıkta babam bana dönüp “Seni kaybetmekten korkuyorum” dedi. İlk kez bağırmadan, suçlamadan konuştu.
Ben de ilk kez açık açık söyledim:
“Ben de onu kaybettim baba. Ama sen bana hep güçlü olmam gerektiğini söyledin.”
O gün uzun uzun konuştuk. Belki hayatımızdaki en dürüst konuşmaydı.
Sonrasında her şey bir anda düzelmedi. Ama değişti. Babam artık korkusunu bağırarak değil, söyleyerek anlatmaya başladı. Annem de biraz daha rahatladı. Ben de evden kaçmak yerine evde kalmayı denedim.
Abimin odası hâlâ duruyor. Fotoğrafları da. Ama artık o fotoğrafların altında susmuyoruz. Onunla ilgili anı anlatıyoruz. Gülerek de konuşabiliyoruz.
Şunu anladım:
Biz aslında birbirimize kızgın değildik.
Hepimiz aynı kişiyi özlüyorduk ama farklı şekilde.
Ailemle aramın düzelmesi bir anda olmadı. Bir konuşmayla da olmadı. Ama biri ilk adımı atınca, diğerleri de geliyor.
Bazen aileyle barışmak, “haklı kim”i çözmek değil.
Aynı acıyı kabul etmek.
Ve “Ben de yaralıyım” diyebilmek.

