Bir romanı okurken bazen sadece bir hikâyenin peşinden sürüklenmem, bazen de hikâyenin ardındaki gölgelerle yüzleşirim. İşte *Ahmet Ümit’in “Kukla”*sı da bende tam olarak böyle bir etki bıraktı. Polisiye roman okumayı severim ama Kukla, yalnızca bir cinayet soruşturmasından ibaret değildi. Satır aralarında dolaşırken, devlet, mafya, gazetecilik, ideoloji ve insan ruhunun karanlık köşeleriyle karşılaştım. Ve her şeyden çok, kendime sordum: Gerçekten kukla olan kimdi?
Romanın Özeti – Ama Biraz Da Benim Gözümden
Romanın merkezinde, eski solcu ve gazeteci bir karakter olan Sedat var. Uzun zamandır Amerika’da yaşayan Sedat, İstanbul’a döndüğünde geçmişiyle, unutmaya çalıştığı anılarıyla ve tabii ki bir cinayetle karşı karşıya kalıyor. En yakın arkadaşı, zamanında birlikte idealleri paylaştığı gazeteci arkadaşlarından Bedir, acımasızca öldürülmüş.
Sedat bu cinayeti çözmeye çalışırken, bir zamanlar inandığı her şeyin aslında ne kadar da kurgulanmış, yönlendirilmiş ve kirli olduğunu fark etmeye başlıyor. Derin devlet, mafya, kirli gazetecilik, istihbarat oyunları, ideolojik ihanetler… Bunların her biri, birer ip gibi karakterlerin ellerine bağlanmış. Ve ben, okudukça şunu düşündüm: Bir kukla tiyatrosunda herkesin ipini kim tutuyor?
Roman boyunca sadece cinayet çözülmüyor; Sedat da kendisini çözmeye çalışıyor. Kimdi o? Kime inanmıştı? Ne uğruna mücadele etmişti ve uğruna savaştığı şey aslında bir yalan mıydı?
Karanlıkta Bir Aynaya Bakmak
Ahmet Ümit’in dili sade ama etkileyici. Beni anlatıcının içine çekmeyi başardı. Her cümlede bir tedirginlik, her sahnede bir kuşku vardı. Kitabı okurken sadece bir kurgu değil, aynı zamanda Türkiye’nin yakın tarihine, kirli ilişkilerine, susturulanlara ve susturanlara tanık oldum. Bu tanıklık beni rahatsız etti – ama iyi ki etti. Çünkü edebiyat, bazen tam da bu yüzden okunmalı.
Kukla’da en çok hoşuma giden şeylerden biri, karakterlerin “iyilik” ya da “kötülük” gibi net kutuplara ayrılmamış olmasıydı. Herkesin bir zaafı, bir karanlığı vardı. Ve belki de beni en çok bu etkiledi: Hepimiz birer kuklayız ama hangi sahnede oynadığımızı, kimin ipimizi çektiğini çoğu zaman bilmiyoruz.
Kendi Düşüncelerim ve İçimde Kalanlar
Bu romanı bitirdiğimde, kafamda pek çok soru vardı. Türkiye’nin yakın tarihiyle, derin ilişkileriyle az çok ilgilenmiş bir okuyucu olarak, Kukla bana kurgu ile gerçeğin ne kadar iç içe geçebileceğini bir kez daha gösterdi.
Bir gazeteci, bir devlet görevlisi ya da bir sokaktaki adam… herkes bir şekilde bir şeyin parçası mıydı? Ya biz okuyucular? Biz de başkasının yazdığı bir senaryoyu alkışlayan seyirciler miydik sadece?
Bir başka şey de şu: Sedat karakteri, benim için sıradan bir gazeteci değildi. O, hayal kırıklıklarımızın, geçmişteki inançlarımızın, ihanetlerin ve yüzleşmelerin ete kemiğe bürünmüş haliydi. Onda kendi içimde bir şeyler buldum. Belki yıllar sonra dönüp baktığım bir hatıra, belki sorgulamadığım bir kabulleniş…
Sonuç Yerine: Her Kukla Bir Sahip Arar mı?
Ahmet Ümit’in Kuklası, sadece bir polisiye değil; bir ülkenin ruhuna, tarihine ve bireylerin vicdanına dair yazılmış güçlü bir metin. Okudum, sarsıldım, düşündüm. Bir kukla gibi oynatıldığım yerler oldu mu hayatımda? Belki de bu soruyu sormamı sağladığı için bu romanı uzun süre unutamayacağım.

AHMET ÜMİT – KUKLA KİTAP PDF OKUMAK İÇİN ; https://www.yapikrediyayinlari.com.tr/dosyalar/2019/12/Kukla-Ahmet-Umit-PDF-tadimlik.pdf
